11 Ocak 2015 Pazar

YERÇEKİMLİ KARANFİL

YERÇEKİMLİ KARANFİL

Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde
Oysaki seninle güzel olmak var
Örneğin rakı içiyoruz, içimize bir karanfil düşüyor gibi
Bir ağaç işliyor tıkır tıkır yanımızda
Midemdi aklımdı şu kadarcık kalıyor.
Sen o karanfile eğilimlisin, alıp sana veriyorum işte
Sen de bir başkasına veriyorsun daha güzel
O başkası yok mu bir yanındakine veriyor
Derken karanfil elden ele.
Görüyorsun ya bir sevdayı büyütüyoruz seninle
Sana değiniyorum, sana ısınıyorum, bu o değil
Bak nasıl, beyaza keser gibisine yedi renk
Birleşiyoruz sessizce.

EDİP CANSEVER

AKILLA BİR KONUŞMAM OLDU

Akılla bir konuşmam oldu dün gece;
Sana soracaklarım var, dedim;
Sen ki her bilginin temelisin,
Bana yol göstermelisin.
Yaşamaktan bezdim, ne yapsam?
Birkaç yıl daha katlan, dedi.
Nedir; dedim bu yaşamak?
Bir düş, dedi; birkaç görüntü.
Evi barkı olmak nedir? dedim;
Biraz keyfetmek için
Yıllar yılı dert çekmek, dedi.
Bu zorbalar ne biçim adamlar? dedim;
Kurt, köpek, çakal, makal, dedi.
Ne dersin bu adamlara, dedim;
Yüreksizler, kafasızlar, soysuzlar, dedi.
Benim bu deli gönlüm, dedim;
Ne zaman akıllanacak?
Biraz daha kulağı burkulunca, dedi.
Hayyam' ın bu sözlerine ne dersin, dedim;
Dizmiş alt alta sözleri,
Hoşbeş etmiş derim, dedi.
 Ömer Hayyam


http://www.youtube.com/watch?v=LJyFHa8xze0

25 Kasım 2014 Salı

GELMEYEN BAHAR



Gel kardeşim, gel beri
Hey kurt hey kuş hey börtü böcek
Ah gidenler gelir mi geri
Açar mı bugün dört bahardır kanayan çiçek
Demek
Daha bizim yaşımızda insanlar ölecek
1943
ENVER GÖKÇE

25 Mayıs 2014 Pazar

GÜNLER GEÇER

  

  Günler geçer ve çalışır şafağın değirmeni, 
  Kim bilebilir ki kimi, neyi eskittiğini?
  Ben ne kadar önemserdim kendimi, hay Allah! 
 Sen ne kadar kumraldın aynalarda, hay Allah! 
 Temmuz tam bu işe göredir bana kalırsa,
 Gel bağışlayalım birbirimizi...


            TURGUT UYAR

14 Nisan 2014 Pazartesi

SÖYLENİR


söylenir ve yarım kalır
bütün aşklar yeryüzünde
bir kaktüs bol sudan nasıl
nasıl çürürse öyle

en sevdiğim temmuzdu aylardan
hazirana benzediği için biraz
biraz da kendiliğinden
belki de müşteriye iyi davranan
efendi bir bakkal kimliğinde

nasıl mutlu oldum iki yaz
nasıl mutlu oldum kardeşler
salkımsöğüt bir ben iki
bir üçüncü var mıydı bilmiyorum
üçüncü vardı elbet
bir yaban ördeğinin sevincini taşıran
bir sonbahar gibi köpüren
temmuza benzese de
öyle oldum ki anlatamam
sıcak yaz
solgun bir coğrafya gibi belleğimde
şapkalar çiçekler eski elbiseler
geçmişi olan eski elbiseler
denizden çıkan bir ışık
unutulmuş bakımsız arka bahçeler
öyle oldum ki anlatamam
her mevsimde sonbaharı taşlayan
bir çocuk nasıl olursa öyle

belki de bitip tükenmeyen
bir fetih döneminde
atlar nasıl kişnerse
yani durgun bir suyun
erguvandan aldığı renkle
gidip geldim caddelerde
Fatih nerdeydi Samatya nerde
nerden gidilirdi Üsküdar'a
düşünüp durdum günlerce

anlatamam ormanların ettiğini
nasıl dayandım o mutluluğa
tükenmez bir ışık olan mutluluğa
deniz ve ışık olan
karmakarışık bir mutluluğa
nasıl

şimdi bir şarap gibiyim
coğrafyasız
eskimeye bırakılmış fıçısında
TURGUT UYAR

10 Kasım 2013 Pazar

DUVAR

Soğuk anların çabucak geçişinde
Yaban gözlerin senin kendi sessizliğinde
Duvar örüyor çevreme
Kaçıyorum senden yol sapaklarında

Kırları yıldız tozunda görebileyim diye
Işık pınarlarının suyunda yıkanayım diye
Sıcak yaz günlerinin ebruli sisinde
Eteğimi yaban zambaklarla doldurayım diye

Köy evlerinin damından horoz seslerini duyayım  diye
Kaçıyorum senden kırların eteğinde
Yeşilliklere ayağımı sağlam basayım diye
Ya da çimenlerin soğuk çiyini içeyim diye

Kaçıyorum senden, terk edilmiş bir sahilde
Kayıp kırların göğündeki karanlık buluttan
Denizdeki fırtınaların baş döndüren dansını göreyim diye

Uzak bir günbatımında
Yabani güvercinler gibi kanatlarımın altına alayım diye
Çölleri , dağları, gökyüzünü
Kuru çalıların arasından
Kırlardaki kuşların mutluluk şarkılarını duyayım diye

Kaçıyorum senden, senden uzakta açayım diye
Arzu şehirlerinin yolunu
Ve şehrin derinliklerinde ...
Düş sarayının ağır, altından kilidini

Lakin gözlerin, sessiz çığlıklarıyla
Yolları karartıyor
Sırrının karanlığında yeknesak
Çevremde duvar örüyor
Elbette bir gün
Tereddüt gözünün büyüsünden kaçarım
Saçılırım, rengarenk düş çiçeklerinden saçılan koku gibi
Gece rüzgarlarının saçlarındaki dalgadan akar
Güneşin kıyısına dek gireyim
Sonsuz dinginliğinde uyumakta olan bir dünyada

Altın renkli bir bulutun yatağına kayarım yumuşacık
Işık huzmeleri dökülür mutluluğun göğüne
Küme küme ahenk tarhları

Ben oradan özgürlük ve sarhoşlukla
Bakarım büyülü gözlerinle
Yollarını kararttığın dünyaya
Bakarım, büyülü gözlerinin
Sırların karanlığında yeknesak
Ördüğü duvara

FURUĞ - Yeryüzü Ayetleri


20 Ekim 2013 Pazar

MEVLANA SEÇMELER( KIYISIZ DENİZ-EZGİNİN GÜNLÜĞÜ)

Olduğum gibi kim görebilir beni
Ne rengim var benim ne nişanım
Benim de bildiğim sırlar var diyeceksin ama
Hem o sırlarım ben hem de o sırları saklayanım.
Bu gönül ne vakit durulacak bilmem
Ama şu anda hiç kımıldamadan da duran benim,
Yürüyüp giden de ben.
Ben bir denizim kendi varlığı içinde taşan,
Uçsuz bucaksız,alabildiğine geniş, kıyısız, hür bir deniz.
İki dünya da yok oldu gitti bende
Artık ne bu dünyadan sorsunlar beni, ne o dünyadan.
Sen bizim aynımızsın dedim ey can!
Amma yaptın dedi, o da ne demek.
Şu gördüklerin hep benim.
Yoksa dedim sen O musun?
“Hey, kendine gel! Sus!” dedi.
“Benim ne olduğum dile gelmez..”
Öyleyse dedim sana işte dilsiz, dudaksız konuşan biri.
Yoklukta ayaksız yürümedeyim, gökteki ay gibi.
İşte sana elsiz ayaksız durmadan koşan biri.
“Böyle koşup durmak” dedi bir ses “senin nene gerek?”
Bak bana, apaçık ortadayım da gene gizliyim
Sen beni gör asıl Beni!
Eşi bulunmaz bir gizli maden olmuşum
Eşi bulunmaz bir deniz olmuşum ben
Tebrizli Şems’i gördüm göreli.

6 Aralık 2012 Perşembe

UZAK YAKINLIK


Soruyordun,
İlkyaz işte
Uyanıp bir bahçeyi dinliyoruz
Tenhalık böyle.

Dallar mı kırılmış, sarmaşıklar mı toz içinde
Beklesem hemen gelecek olduğun
Tam öyle olduğun
Oysa hep yanımdasın, seninle her şey yanımda
Kırık dökük de olsa yanımda
Mesela çok sevdiğin bir deniz bile yanımda
O deniz ki aramızda hiç kımıldamadan
Erkeğini iyi tanıyan bir kadın gibi yorgun.

Yarısı yenmiş bir elmaydık bana sorarsan
İkimizdik, iki kişi değildik
Bakıyorsak birlikte bakıyorduk gözlerimin içine
Birlikte gözlerinin içine bakıyorduk senin
Yanlıştı, doğruydu, hiç bilmiyorum
Sanki bir bakıma ayrılık böyle.

Karşılıklı otursak da ne zaman
Masa örtüsünü ikiye bölen ellerimizdi
Bir tırnak yeşilinden gerisin geriye,
Ayak bileklerimizden gerisin geriye,
Bütün bunlar gereksiz, bilmiyorum sanma
Gereksiz ama yalnızlık böyle.

Bir hüzün kaç kişinin hüznü olurdu
Çıkarsak toplamak yerine?
Her hüzün başka türlü olurdu,
Ne yaparsan yap, saati kurma
Öyle dağıldık ki hepimiz
Her günün geçmesi bir gerçek oluyor
Seninle her uzaklık gibi böyle…